18 Mayıs 2010 Salı

Parliament Pazar Gecesi Sineması , Pazar akşamı duşu ve şokella.



Banyoyla arası çok iyi olan biri olmadım hiçbir zaman..




Çok övünülecek bir şey değil farkındayım. Ama bunun konumuzla pek alakası yok. Haftalık banyo günüm pazardı ve tahmin edilebileceği gibi küçüktüm..
Her pazar banyomu yapıp elimde şokella kutusuyla salona geçer annem saçımı kuruturken tv'de her ne varsa ona bakardım.
Tam bir televizyon çocuğuydum. Hala da öyleyim ama o zaman sevmediğim şeyleri de izleme gibi bi sorunum vardı.
En çok dikkatimi çeken şeyler Cine-5'in reklamlarında dönen altın külçe ve süper reklamıyla Parliament Pazar Gecesi Sineması kuşağıydı.
Şarkıyı aşırı derecede severdim - ki yıllar sonra bundan haberi bile olmayan sevgilim bu güzel şarkıyı bana yolladı.

***

Küçüktüm dedim ya 9 dedin mi yataktaydım öyle mızmızlanmazdım da nasıl uykucuysam atlardım yatağa..
Ama pazar geceleri farklıydı!
Parliament Amerikan Mavisi diye reklamlar döndükçe zaten Amerikan hayranı olan bünyem yaaaa izliceeeeeeeem diye sorun çıkarıyordu.
Ve annem anca o muhteşem jeneriği izlememe izin veriyordu...
O inatlaştıkça ben şokellayı yeni yıkanmış saçlarıma sürerek inat ediyordum.. Hadii tekrar banyoo...
Ama ne olursa olsun izin vermezdi filmleri izlememe...

***

Hala da hangi filmler verildi ne vardı biliyor değilim. Ama kabul etmem lazım izlesem de o minicik beynimle anlamazdım:)


Bir ayrılığın anatomisi.

Sorun tamamen ondadır..
Yani atışmalarınızın , tartışmaların hatta itiş kakışın sorumlusu odur.
Siz masum ve hep veren tarafsınızdır. Ama bir türlü alamayan..
En çok siz sevdiniz zaten ilişki boyunca... Ne yaptı ki o... Ah bir de egosu yokmu..
Hem suçlu hem güçlü değil mi..

***

Yavaş yavaş yumuşar siniriniz.. Ayrılırken sorun sende değil bende dersiniz.
Ama bu bir bahane değildir gerçekten de sorun sizdedir. Aşık olduğunuz büyük şeyler vaad ettiğiniz sevgilinizden "siz" ayrılıyorsunuzdur.

Onu çekememiş yaptıklarına katlanamamış ve verdiğiniz sözü tutmamışsınızdır.
Onu bırakmışsınızdır...
Asla yapmayacağım dediğiniz şeyi yapmışsınızdır. Hem kendinizi hem onu aldatmışsınızdır...

***

Kolayı seçmiş emek vermemişsinizdir. Ve bu sizin aklınıza malesef çok zaman geçtiğinde düşer.. İş işten çoktan geçtiğinde..

Artık hep o kötüydü yaaa fikri uzaklaşmıştır beyninizden. Düşünürsünüz ; ya aslında bende baya kötü davrandım. Kıymetini bilmedim, aslında şöle iyi bişi yapmıştı falan işte..

***

İşte belli bir noktadan sonra ne zaman radyodan ince bir ses gelse gözleriniz dolar:

Goodbye my lover goodbye my friend you have been the one you have been the one for me..

Shit my kids ruined.


En garantili doğum kontrol sitesi.


Tek tek resimlere baktıkça kendimi kısırlaştırmak istedim.
Paylaşıyorummmm pay-laş-tım.

http://shitmykidsruined.com

Aşk ne zamana kadar?




Aşk biter mi?
Biterse neden öyle deli dolu başlar neden kandırır insanları bitmeyecek gibi..
Aşkı ne bitirir..

Aşkı biz bitiririz değil mi? Yoksa o kötü kaka zaman mı alır ucundan parça parça götürür?
Sebebi kim veya ne olursa olsun suçlu aşkın ta kendisidir.

O inandırdı kendine , o inandırdı rüyalara... O fısıldamadı mı kulağımıza "o işte bu sev onu onla kal"..

Sonra çekip gittiğinde arkasındaki masum insanlar mı sorumlu olur?

***

Bir ilişkinin belli aşamaları var sanırım. En azından benimkinin öyle..

1- Deli gibi aşk kısmı...
Hayat o'dur. Onsuz da hayat yoktur. Sabahtan akşama kadar nefes alıp vermek gibi o'nla olunur. O tanınmaya çalışılır.

2- Daha pis aşk kısmı
Tanıdıkça seversin. Onun için bişiler yapmak istersin.

3-Alışma kısmı
Hayatın kendisi baş gösterir. İşler güçler. Zaman kısıtlıkları. Kabul edersin.

4-Sıkıntı
İlgiye alışa gelmiş bünya sıkılır. Neden der kendine kimseyi suçlayamayacağı için en yakınına - o'na patlar.


5-Kavga
O artık yakınmalardan bıkmıştır. Bunu sert bir dille ifade eder. Sonuçta kim ister her zaman mutsuz bir sevgili.

6-Pes
Pes edersin ama tutan bişiler vardır geride. Oysa fresh bir start çok daha kolaydır. Ve daha garanti. Yeni aşk yeni heyecan o da böyle bitene kadar gidilir ama bu sefer yapamazsın.

7-Kabul
O'nu böyle kabul edersin dişini sıkarsın zaman geçer sonuçta..
Ve görmesini beklersin..

Daha aşama yaşamadım başka ... Bunlar kişisel görüşlerim...




***
Ha keşke herkes sevdiğiyle bir ömür beraber olsa. Ama bu inanılmaz bir özveri ve saygı gerektiriyor. Sevgi mi? O hep aramızda

Bugs Bunny'le ekonomi 101




Minnacıktım.
Tamam çok da minnacık değildim ama ortaokulda bile olmadığımdan eminim.
Televizyonda reklamlar ve çizgi diziler dışında bir şey izlemiyorum ve bana yemek yedirmenin yagane yolu herhangi bir çizgi film açıp kafamı ekrana doğru çevirmek.
İşte gene günlerde bir gün ben ağzımdan akıttığım salyalarla çizgi film izliyorum. Tam emin değilim ama Bugs Bunny olması lazım. Daha doğrusu Warner Bros. Herneyse..
Herşey güzel başlıyor. Bir fare kolonisi var. İşte daha yaşlı olan fare minik farelere "dünyamızı" anlatıyor. Tamam güzel. Evet bu şudur şu budur ...
Tamam da bir gariplik var.
Yavaş yavaş anlatılanlardan pek bir şey anlamamaya başlıyorum. Çünkü anlatılanlar genel hatlarıyla şöyle :
İçinde yaşadığımız dönem Tüketim Çılgınlığı dönemidir. İşyerlerinde kazandığımız paralarımızı hayatımıza daha yararlı şeylerde kullanmak için harcama yaparız. Mesela eskiden çamaşırlar elle yıkanırdı ( burada klasik bir amerikan ailesi model olarak kullanılıyor. İşten gelen adam karısının çok çalıştığını yorulduğunu söylüyor kadın elinde çamaşır yıkıyor falan.) ama şimdi ekonomik gelişmeler sayesinde kadınlarımız daha az yoruluyor ve hayatlarımız daha kolay ( burda aynı adam farklı bir zamanda geliyor kadın mutlu adam radyo dinliyor falan).
Peki biz bunu neye borçluyuz? Üretim ve buna bağlı tüketim tabi..
( işte bu noktada beynim duruyor)
Tüketim nedir? Firmaların bizler için ürettiği malları alıp kullanmamız. Mesela ben 3 adet çamaşır makinesi yaptım rakip firma da 3 tane yaptı. Ben 5 liradan satarken kimse almıyorsa o 4 liraya düşürüp sürümden kazanır.
Yada ben 3 tane yapıp satarken o 5 tane yapıp satıyorsa maliyeti düşürür.
Para bizlere harcanmak için gelir. Biz harcamazsak insanlar kazanamaz (OHA)..

***
Keşke vidyosunu falan bulsam bunun. Ama pek olanaklı olduğunu sanmıyorum. Kapitalizm karşıtı bir insan değilim ama sanırım bu beyin yıkamanın farklı bir türlüsü oluyor.
Bazen düşünüyorum da Fight Club'daki gibi dünyadaki tüm bankalar borsalar ve exchange büroları yerle bir olsa ne olur..
Sonra ne mantıksız diyorum..
Hakkaten ne mantıksız..

Alın verin ekonomiye can verin...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

İlk aşık olduğum örtmenim.



Kendileri 4. sınıf İngilizce öğretmenim olmakta. Koleje başlamanın getirdiği eziklikle sus pus otururken saçımı okşayıp ne şirin kız demişti oysa evrimin kayıp halkasıydım. ( bıyık tek kaş favori falan) Dişlerimin arasından nefes aldığım (ayrık diş sorunsalı) , banyo yapmaktan nefret ettiğim , ağzımda tek bir lokmayla 2 saate yakın dolanabildiğim dönemler..
Onun bu iltifatı beni ve sırtımdaki tweenies çantamı yerden 2 metre rahat yükseltmişti ve bu yükseliş orta sona kadar polinom eğrisi şeklinde devam etti.
Çok hazırcevap olduğumu düşünürdüm o ne dese mal gibi atlardım. Hiç unutmam bir keresinde İngilizcenin heryerde konuşulduğunu söylemişti de bizim evde tek bir allahın kulunun konuşmadığı üzerine tartışmaya girmiştim.
Diyorum ya daha tam evrilememiştim.
Konuşma becerisi kazanmış bir gorildim.
Nese bir şekilde beni yonttu etti yüzlerce sayfa kelime yazdırdı sanki herşey tam gibi aksan çalıştırdı ve beni bugün bir Yds adayı olarak topluma sundu.
Ama aşkımı hiiiç anlamadı.
Ne zaman yanına gitsem başımı okşadı fare dedi... Oysa ben aşkım bitanem falan bekliyordum.
Okul müsamerelerinde topuklu ayakkabıyla yamuk yumuk yürüyüp özensizce boyanmış dudağımla işve yaptım ama dikkatini bile çekmedi..
Bir gün de gidiverdi okulumdan..
Yıllar sonra FaceBook'ta buldum.. Bize asla söylemediği takımını ve nişanlandığını öğrendim..
Bir genç bayan olarak ilk kez sevdiğim bir adamın nişanlandığını evleneceğini gördüm.
İlk kez kalbim kırıldı..
O zamandan beri hayatımdaki her erkek beni terk edecekmiş gibi geliyor..
sad story

Madem başladık..

İlgimi çektiği için vintage ad'lere bir bakayım istedim. Göz attıkça garipsedim garipsedikçe daha da göz atmak istedim.
Bu günlerde kendi ülkem için konuşmak gerekirse içki reklamları televizyonda oynayamazken sigara kutularına resimli uyarılar konulurken şahit olduğum bu reklamlar beni çok şaşırttı.

Boldest Advertising Tactic ever diyorum ve sizi Vintage Smoking Ads ile baş başa bırakıyorum..


Neler neler?